"> Welcome to the blog ‘iSLAM VE BiLiM | Bloguez.com’ - Bloguez.com
 

CABİR BİN HAYYAN İLE NİKOLA TESLA

Added 10/12/2013

Tags : KOCAYUSUF
Category : Religions | Comments (0) | Write a comment |

İBNİ SİNA

Added 20/2/2012

 

İBNİ SİNA 

İbn-i Sina (Ebu Ali el-Hüseyin ibn Abdullah ibn Hasan ibn Ali İbn Sina) (Batı dillerinde Avicenna) (d. Ağustos 980, Horasan - ö. 21 Haziran 1037, Hemedan), felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik alanlarında çalışmalar yapan bilgin.
Ailesi Belh’ten gelerek Buhara’ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan’dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerim’i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan’da öldüğü zaman 150′den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.
İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı. Pek az uyurdu.
Buhara Emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphanesinde çalışma iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar öldüğü zaman o, henüz yirmi yaşındaydı ve Buhârâ’dan ayrılarak Harzem’e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir şöhret ve değerin, onun çalışkanlığına, bilgisine değer vermesi, kendisini yanına kabul etmesi, beraber çalışması, hakkında kıskançlığa yol açtı. Bu yüzden takibata bile uğradı. Harzem’de barınamayarak yeniden yollara düştü. Şehirden şehre dolaşarak nihayet Hemedan’a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi.
İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi Arapça’dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça’ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir.
Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa’da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır… Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik hekimliğe başlayan İbni Sinâ, resmî saray doktorluğu da yapmıştır.
Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır. İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bilinmediği bir devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir.
Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun fi’t-Tıb isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir. Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu söyler.Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış olduğu şiirler de vardır.
İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalığından öldü.
İbn-i Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrılmıştır. Konular dikkatle incelendiğinde İbn-i Sina’nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıkların ‘mikrop’ mefhumuna benzer yaratıklarca meydana getirildiğini sezebildiğini görürüz.
İbn-i Sina’nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince’ye çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma’nın Galen’i de, Er Razi’de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri’nin temel kitabı Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa’nın tıp hocası oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi’nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina’nın Kanûn’u yer almıştır.
Bugün hala Paris Üniversitesi’nin tıp fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki kişinin duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar. Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi’ye aittir.
Gençliğinde geometri, mantık, fıkıh, fizik, kelam ve tıp alanlarında çalışmış, daha onaltı yaşında uzman hekim düzeyine yükselmiştir. Çok sayıda eser yazmış olan İbn Sina’nın en önemli eserleri arasında, tıp konusunda Kanun fi’t-tıb; felsefe alanında Kitabu’ş-Şifa; felsefe sistemi üzerinde sonradan yaptığı değişikliklerden söz eden Kitab’ul-İşarat ve’t-Tenbihat; psikolojiyle ilgili olan Kitabu’n-Nefs bulunur. Eserleri birçok kez Latinceye çevrilmiş olan İbn Sina’nın felsefesi, Yunan filozofları Aristoteles ve Plotinus‘un etkileri yanı sıra, kendi özgün ve önemli katkılarını gözler önüne serer.



BAŞLICA YAPITLARI:

 

 

El-Kanun fi’t-Tıb, (ö.s), 1593, (”Tıpta Kanun”(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı’da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)
Kitabü’l-Necat, (ö.s), 1593, (”Kurtuluş Kitabı”Metafizik konlarda yazılmış özet bir eserdir. )
Risale fi-İlmü’l-Ahlak, (ö.s), 1880, (”Ahlak Konusunda Kitapçık”)
İşarat ve’l-Tembihat, (ö.s), 1892, (”Belirtiler ve Uyarılar”(Felsefe ve onun kolu metafizik konularda yazılmış çok önemli bir eserdir.)
Kitabü’ş-Şifa, (ö.s), 1927, (”Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.”).Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik ve Geometri ve Astronomi kitapları yer alır.Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineroloji

 

 

Tags : KOCAYUSUF
Category : Religions | Comments (0) | Write a comment |

PİRİ REİSİN HARİTASI

Added 20/2/2012

 

PİRİ REİSİN HARİTASI

Osmanlı devletinin yıkılışınının ardından genç Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumları yenilenmekte, her yer didik didik edilmektedir. Cumhuriyetin ilânının üstünden sadece altı yıl geçmiştir. İstanbul’un Sarayburnu denilen en güzel yerinde kurulan Osmanlı Padişahları’na ait Topkapı Sarayı binaları da düzenlenmektedir. Milli Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem, Topkapı Sarayı’nda (Harem Dairesi’nde, bir rivayete göre de depolarda) coğrafya ilminin o zamana kadar tanımadığı bir harita bulur. Bulunan harita yüzyıllar önce çizilen bir dünya haritasıdır (1929)…’ Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan, Piri Reis’in görenleri şaşırtan, çok hassas çizimlerinin yer aldığı dünya haritasının asırlar sonra gün yüzüne çıkışını bu sözlerle anlatır.Amerika’yı gösteren en eski haritanın bulunduğu haberini alan Mustafa Kemal Atatürk, onu Ankara’ya getirterek bizzat kendisi inceler. Sonra haritanın çoğaltılarak üzerinde ilmî incelemeler yapılmasını emreder. Topkapı Sarayı’ndan çıkan bu harita daha sonra Afet İnan’ın da kurucuları arasında yer alacağı Türk Tarih Kurumu bilim heyetlerince tetkik edilir. İnan, Cenevre Üniversitesi’nde okurken haritayı ilk kez Batılı bilim adamlarının dikkatini çekecek şekilde tartışmaya açar.Haritanın bir kopyası 1953′te incelenmek üzere ABD’ye gönderilir. Antik haritalar uzmanı M.I Walter ile Arlington H. Mallery’nin incelemelerinde sonuç şaşırtıcıdır. Asırlar önce ceylan derisine çizilmiş haritada ‘izdüşüm yöntemi’ kullanılmıştır. Bir küre üzerine konulduğunda haritanın günümüzdekilerle birebir aynı olduğu tespit edilir. Mallery’e göre çizim için havadan ölçüm yapılması gerekmektedir. Peki, 500 yıl önce kim yeryüzünü haritalamak için bir uçak kullanmış olabilir ki?

Sorunun cevabı Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde saklıdır: “Çünki bildün pusulanun halini/ Dinle hartının (harita) dahi ahvalini/ Hartıyı hem pusulayı bil sahih/ Ta Süleymanu’n-nebi itdi tashih…” Piri Reis, Der Beyan-ı Hartı başlığıyla eserinin birinci cildindeki yazılarında haritanın çizilişini anlatmaktadır. Pusuladan, Hz. Süleyman’ın haritayı düzeltip doğruladığından, hayvanların ilmiyle tasdik ettiğinden ve deniz ilminin onun emrinde olduğundan bahseder. Harita 500 yıl öncesinin bilim ve teknoloji imkânlarına sığmayacak kadar hatasızdır. Üstelik Piri Reis Amerika kıtasını görmeden çizmiş, bitki ve hayvan figürleri, rüzgâr yönlerini de içine alan detayları aktarmıştır.

Orijinal baskılı Kitab-ı Bahriye’yi yedi yıl önce İstanbul Sahaflar Çarşısı’ndan temin eden araştırmacı-yazar Metin Soylu, Piri Reis’in harita ve kitabının sırlarını hâlâ koruduğuna inanıyor. Soylu’ya göre Gelibolu’da dünyaya gelen ve ömrünü 14 yaşından itibaren denizcilik yaparak geçiren Kaptan-ı Derya, sırlarının büyük çoğunu yine bu yarımadada bıraktı. Hatta Akdeniz ve Hint Denizi seferlerinden sonra elde ettiği kalyonlara sığmayacak hazineleri de şimdi bulunmayı bekliyor. Üstelik bunların farkında olanlar, Piri Reis’in ayak izlerinin kaldığı kalelerde cirit atıyor.

HAZİNE VE HARİTALAR KALE MAHZENLERİNDE Mİ?

Dünyanın en kıymetli altın yüküne sahip tarihî Truva hazineleri 1873′te Çanakkale’den Alman arkeolog Heinrich Schliemann tarafından kaçırılmıştı. Maddî değeri milyar dolarla ifade edilen hazine, savaş borcu olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rusya’ya verildi. Hazine bir daha geri dönmedi, diplomatik talepler hep geri çevrildi. Şimdi onlar Moskova’daki bir müzede sergileniyor.

Metin Soylu aynı beldede bir başka hazine savaşının yaşandığına dikkat çekiyor. Ona göre, Çanakkale, Kaptan-ı Derya’nın hazinesini de sakladığı yer. Kitab-ı Bahriye’sini yonca yaprağı şeklindeki Kilitbahir Kalesi’nde yazan Piri Reis, elde ettiği ganimetleri bu kalenin altına ya da mahzenlerine sakladı. Aynı mahzenler sadece bir parçası bulunan Piri Reis haritasının diğer parçalarını ya da müsveddelerini de barındırıyor.

Temmuz 2005′te Piri Reis Haritası’nın Şifresi adlı kitabı yayımlanan Soylu’nun hazine iddialarının arkasında ilginç bir hikâye var. Kitabı basıldıktan sonra yapımcı bir firmayla anlaşan genç yazar, soluğu Çanakkale’de alır. Niyeti Piri Reis’in haritayı çizdiği, kitabını yazdığı Kilitbahir ve Sultanbahir (Çimenli) kalelerini görüntülemek, belgesel nitelikli incelemeler yapmaktır. Bir tesadüf eseri eski Eceabat Kaymakamı Yaşar Karadeniz’le tanışır. Kalede çekim izni ister. Kaymakamın verdiği kaleyle ilgili bir restorasyon ihalesi olacağı bilgisi ve davetiyle bir hafta sonra Eceabat’ta gerçekleştirilen bu ihaleye tanık olur. Nik İnşaat isimli bir firma, Kilitbahir Kalesi ve Namazgâh Tabyaları’nın restorasyonuna talip olmuştur. Restorasyon sunumlarında kalede kazı yapılacağını öğrenen Soylu çok şaşırır. Tarihî kalenin iç kulesinin neden kazılmak istendiğine bir türlü anlam veremez ve oracıkta itiraz eder: “Vali, ihaleye katılan şirket yetkilileri ve gazeteciler vardı. Bir anda bütün kameralar bana döndü. Ben de Piri Reis’in haritasını bu kalede çizdiğini, kitabını burada yazdığını anlattım. Müsveddeleri, hatta hazinelerinin kalenin altındaki mahzenlerde ve odalarda gizli olduğunu söyledim. Onlar kalenin iç kulesi altına 3 boyutlu müze yapacaklarmış. Kalenin kazılmasının mantıksız olduğunu, yapılacaksa bunun polis ve jandarmanın denetimi altında gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledim. Sonra oradan zorla çıkarıldım. Kimilerine göre meczup durumuna düşürülmüştüm…”

KİLİTBAHİR NEDEN KAZILMAK İSTENDİ?

O günden sonra Soylu’nun merakı bir kat daha artar. Kitab-ı Bahriye ve Piri Reis haritasını tekrar gözden geçirir. Bölgede yaptığı araştırmaları bilim adamları ve devletin üst düzey yöneticileriyle paylaşır. Restorasyon hikâyesi hiç de göründüğü kadar masum değildir. Üstelik Kaptan-ı Derya, Kanuni Sultan Süleyman’a takdim ettiği Kitab-ı Bahriye’sinin 4. cildinin 1783′üncü sayfasında hazinelerinden de söz etmektedir: “Denizin bütün durumu açık olmuş/ Hiçbir yeri kalbinde gizli kalmamış/ Dileğim tamamını açıklayasın/ Onunla kıyamete kadar anılasın/ Düzenle bu kitabı güzelce tam/ Bulsun çok yarar kim olsa okuyan/ Ve hem bu kitap çok gerektir/ Hazinelerin de bulunması gerekir.”

SON SEFERİNDE ÜÇ GEMİ HAZİNESİ VARDI

Soylu, yazılı delillerle sınırlı kalmaz. Tekrar kalenin yolunu tutar. Kitabında bile yazmadığı sırrını Aksiyon’a anlatan Soylu, hazine ve şahsî eşyaların bulunduğuna inandığı Kilitbahir Kalesi iç kule etrafı ve içinde bir pusulayla bazı denemeler yapar. Pusula iç kule mevkiine yaklaştığında ibrenin ve mıknatısın dengesi ortadan kalkmaktadır. Pusula ibreleri ancak altlarında ya da yakınlarında yoğun metal bulunduğu hallerde devre dışı kalmaktadır. Tabii bu da delil olarak yetmez. İlgili şirketin internet kayıtlarından daha çok uzaydan görüntüleme, maden arama konularında uzman olması soru işaretlerini artırır. Çünkü Avustralya devlet nişanı alan şirketin ana ihtisas alanı uydu görüntüleme sistemleri ve maden aramadır.

Peki, gerçekten Piri Reis’in hazineleri var mıydı? Tarihî kayıtlar Piri Reis’in 1553 Hürmüz Seferi dönüşünden yaklaşık bir yıl sonra Mısır’da (iftira ve haksızlıkla) kellesinin uçurulduğunu yazıyor. Barbaros Hayrettin Paşa Akdeniz Kaptan-ı Deryası iken Piri Reis de Hint Kaptan-ı Deryası olarak görevlendirilir. Tabii Hint Kaptan-ı Deryası’nın son seferinde üç gemi ganimetinin bulunduğu da kayıt altında. Soylu’nun iddiasına göre Piri Reis idamından önceki bir yıllık süreçte hazinelerini de adeta ‘ofis’ olarak kullandığı Kilitbahir’e getirdi. Üstelik o, amcası Kemal Reis’le birlikte denizlere açıldığı ilk günden beri ganimet ve hazinelerle birlikte büyümüştü. Osmanlı Devleti’nin donanma komutanlığına davet aldığında, ‘ganimetlerin kendisine, toprak ve vilayet yönetimlerinin Devlet-i Aliye’ye bağlanacağı’ meyanında anlaşma yaptığı da biliniyordu. Soylu’nun ifadesiyle Piri Reis’in sırları da, hazineleri de Çanakkale’de saklı: “Bahriye kitabı orijinali 2 bin sayfa ve 4 ciltten oluşuyor. Hem dünya haritası, hem de kitabın yazımı Piri Reis’in bu iki kalede uzun süre kalmasını gerektirmiştir. Araç gereç, gözlem odası, eşya ve eserleri hep bu merkezdeydi. Burası Piri Reis’in kara kutusuydu. Büyük servetlere sahip Kaptan-ı Derya’nın miras bırakacağı vârisi de yoktu.”

TURGUT ÖZAL, HARİTA VE KİTAB-I BAHRİYE’Yİ
AMERİKAN BAŞKANI BUSH’A HEDİYE ETMİŞ

Mayıs ayı içinde doğum yeri Gelibolu’da kendi adını taşıyan bir ulusal konferans düzenlenecek olan Piri Reis’in haritası ve Kitab-ı Bahriye isimli denizcilik kitabı aslında bundan 18 yıl önce merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından da dikkatle incelenmiş. Sonra Osmanlıca-Türkçe-İngilizce çeviri yapabilecek bir isim olduğu için Dr. Vahit Çabuk’a Kitab-ı Bahriye’nin çevrilip yeniden basılması talimatı (1987-88) vermiş. Denizcilik kitabını önce Osmanlıca okunuşu, sonra Türkçe anlamı ve İngilizce’siyle birlikte tamamlayan Çabuk’un ortaya çıkardığı eser, haritayla birlikte ABD eski Başkanı baba George Bush’a Özal tarafından hediye edilmiş. Dönemin diplomatlarının tabiriyle Özal, ABD’ye ‘Bizim kıta demeye’ getirmiş.

Özal’ın tavrı aslında bugünün siyasetçileri ve araştırmacılarına da ışık tutuyor. Bir taraftan tartışmalar sürse de, Piri Reis’in haritasının gerçek bir hazine olduğu apaçık ortada.


PİRİ REİS HARİTASI’NIN DÜNYAYA SUNDUĞU YENİLİKLER

Harita adeta mucizelerle dolu. 1800′lerde keşfedilen Antarktika kıtası 1513′te zirveleri ve sıradağları bile şaşılmayacak şekilde çizilmiştir.

Arjantin’le başlayan Güney Amerika kıtasının Antarktika’nın bir uzantısı olduğu ortaya konulmuştur.

Arjantin uzaydan bakıldığında 47 derece sağa kıvrık gözükür. Piri Reis bugün bile haritalarda dik olarak (yanlış) çizilen Arjantin’i bu açıyla birebir çizmiştir.

Cebelitarık Boğazı adeta uzaydan görülür gibi verilmiştir.

Harita 22,.5 derece eğim verilerek çizilmiştir. Dünyanın jeoid (sonsuzgen) ya da geoid (yuvarlak) olmadığını 16 parçalı haritasıyla ispatlamıştır. NASA’nın yayınladığı son dünya fotoğrafları da yerkürenin 16 genliğine atıf yapmıştır.

Atlas Okyanusu’ndaki adaların çoğu isabetle doğru şekilde çizilmiş, yıldız koordinatları işlenmiştir.

Okyanus rüzgârları bugünkü ana hava akımlarıyla örtüşür şekilde haritaya işlenmiştir. Rüzgâr alınan yönler bile gemi maketleriyle şekillendirilmiştir.

İlk kez haritada hayvan, bitki figürleri kullanılmış. O coğrafyaların özellikleri belirtilmiştir. Soylu, bu figürlerin Süleyman Peygamberin işaretçileri olduğuna inanıyor.


Chargement OK fxt98p.gif



Tags : KOCAYUSUF
Category : Religions | Comments (0) | Write a comment |

PİRİ REİS

Added 20/2/2012

 

PİRİ REİS

 

Pîrî Reis (Doğum tarihi 1465-70, Gelibolu-Ölüm tarihi 1554),Osmanlı  denizcisi. Amerika'yı gösteren Dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla tanınmıştır.

Piri Reis eşsiz bir kartograf ve deniz bilimleri üstadı olmasının yanı sıra, Osmanlı deniz tarihinde izler bırakmış bir kaptandır. Türk denizciliği ekolünün piri sayılan Karamanlı Kemal Reis'in yeğenidir. Asıl adı Muhiddin olan Piri Reis, 1465 yılında Karaman'da  doğmuştur. O dönemde Karamanoğulları Osmanlı devletine katılmış, Fatih Sultan Mehmet'in emriyle, Beyliğin ileri gelenleri İstanbul'a göç ettirilmiştir. Kemal Reis ve ailesi önce İstanbul'a, bir süre sonra Gelibolu'ya giderek orada yerleşmiştir.

Piri ve amcası Kemal Reis, uzun yıllar Akdeniz'de dolaştılar.1486'da Granada’nın (Gırnata) Osmanlı Devleti'nden yardım istemesi üzerine 1487-1493 yılları arasında Piri ve amcası, gemilerle Granadalı (Gırnatalı) müslümanları İspanya'dan Kuzey Afrika'ya taşıdılar.1499-1502 yıllarında Osmanlı Donanması'nın Venedik Donanması'na karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde Osmanlı gemi komutanı idi. Piri Reis Akdeniz'de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve yaşadığı olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak kaydetti.

Piri Reis,1511'de amcasının ölümünden sonra, bir süre için açık denizlere açılmadı ve Gelibolu'ya yerleşti. Burada, önce 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi.Atlas Okyonusu,İber Yarımadası, Afrika'nın batısı ile yeni dünya Amerika'nın doğu kıyılarını kapsayan üçte birlik parça, işte bu haritanın elde bulunan bölümüdür. Bu haritayı dünya ölçeğinde önemli kılan,Kristof Kolomb'un hala bulunamamış olan Amerika haritasındaki bilgileri içeriyor olmasıdır.

Piri Reis haritasını,Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında,1517'de padişaha sundu.

Bazı tarihçilere göre, Osmanlı padişahı dünya haritasına bakmış ve 'Dünya ne kadar küçük...' demiştir. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve 'biz doğu tarafını elimizde tutacağız..' demiştir.. Padişah, daha sonra 1929'da bulunacak olan diğer yarıyı atmıştır. Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını,Hint Okyonusu'nun ve onun Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir...

Piri Reis seferden sonra, tuttuğu notlardan Bahriye için bir kitap yapmak amacıyla Gelibolu'ya döndü. Derlediği denizcilik notlarını bir Denizcilik Kitabı (Seyir Kılavuzu) olan Kitab-ı Bahriye'de bir araya getirdi..

Kanuni Sultan Süleyman'ın dönemi, büyük fetihler dönemiydi.

 Piri Reis,1523'deki Rodos seferi sırasında da Osmanlı Donanması'na katıldı.1524'de Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pergeli İbrahim Paşa'nın takdiri ve desteğini kazanınca,1526'da gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye'sini Kanuni'ye sundu.

Piri Reis'in 1526'ya kadar olan yaşamı Kitab-ı Bahriye'den izlenebilir. Piri Reis, 1528'de de ikinci dünya haritasını çizdi. Bugün elimizde olan Kuzey Amerika haritası bu haritanın bir parçasıdır.

Sonraki yıllarda, güney sularında devlet için çalışan Piri Reis, bu dönemde, Hint Kaptanlığı yapmış,Umman Denizi,Kızıl Deniz ve Basra Körfezi'ndeki deniz görevlerinde yaşlandı.

Piri Reis'in Osmanlı donanmasında yaptığı son görev, acı olaylarla biten Mısır Kaptanlığı'dır.1552'de çıktığı ikinci seferin son durağı Basra'da, tamire ve dinlenmeye muhtaç donanmayı bırakıp ganimet yüklü üç gemi ile Mısır'a döndüğü için, burada hapsedildi. Donanmayı Basra'da bırakması, Basra valisi Kubat Paşa'ya ganimetten istediği haracı vermemesi, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa'nın politik hırsı yüzünden 1554'te hizmette kusurla suçlandı ve idam edildi. Ne var ki O, yarattığı evrensel boyuttaki eserleri olan, iki dünya haritası ve çağdaş denizciliğin ilk önemli yapıtlarından birisi sayılan Kitab-ı Bahriye ile günümüzde de halen yaşamaktadır...

Öldüğünde 80 yaşının üzerinde olan Piri Reis'in terekesine devletçe el konuldu.

Osmanlı Türklerinde gerçek anlamda haritacılık Piri Reis'le başlar. Bu acemice, emekleyen bir görüntünün aksine, mükemmel bir çıkıştır. Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adlı kitabı bir Türk'ün meydana getirdiği en önemli denizcilik eseri olarak dünyaca selamlanmıştır. Dünya haritası ve Kuzey Amerika haritasının çizimlerindeki isabet ve projeksiyon sistemindeki mükemmellik, tüm dünyada büyük hayranlık ve hayret uyandırmaktadır.

               BAŞLICA YAPITLARI:

     Kitab- Bahriye,(ö.s:)1935(Yeni harflerle,Denizcilik Kitabı, 2 kitap,Y.Senemoğlu    (haz),ty)

     Piri Reis'in Haritası (İlk Dünya Haritası)

     Piri Reis'in Haritası (İkinci Dünya Haritası)

 

 

 

 

 

Tags : KOCAYUSUF
Category : Religions | Comments (0) | Write a comment |

ÜNİVERSİTE

Added 6/9/2010

ÜNİVEsultanahmette_1001_icat_14.jpg

ÜNİVERSİTE

Fas’ın Fez kentindeki Kayravan adlı büyük cami kompleksi, 859 yılında kuruldu. Fas’ın en iyi ünivesitesi olan yapı, Fatıma el-Fihrî adındaki genç bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Fatıma el-Fihrî zengin bir işadamı olan babasından kalan tüm mirası bu cami-üniversiteye vakfetmiş ve yapının inşaatının başlangıcından bitimine kadar oruç tutmuştur. Papa II. Sylvester bu üniversitede Arap numaraları ile tanışıp “0” rakamının kullanımını öğrenip Roma’ya getirmiştir.

Tags : KOCAYUSUF
Category : Religions | Comments (0) | Write a comment |

Survey

Counter

| Contact author |